Trafik Sigortaları ucuzlayacak mı?

man with car documents outside

Geçtiğimiz yılın yaz aylarının sonunda Zorunlu Trafik Sigorta Poliçesi vadesi bitenler “Nasıl Yani?” diyecekleri bir fiyat artışı ile ilk kez karşılaşan gruptaydılar. Bu gruptaki kişilerin sayısı bu geçen dönemde arttıkça konu daha çok gündeme taşındı ve hasar kademesine göre %200 ile %500 arasında yaşanan fiyat artışlarından dolayı günümüzde canı yanmayan insan neredeyse kalmadı.

Zorunlu olduğu için yapılan ve içeriği çoğu araç sahibi tarafından bilinmeyen bu poliçenin enflasyon oranının bu kadar üzerinde artması, araç sahipleri başta olmak üzere eleştirilerin odağında bulunan sigorta şirketlerini, çözüm bulamadığı için hükumeti ve komisyon gelirleri düşürülen ancak karşılığında uygun fiyat bulma çabası içerisinde işlem maliyetleri artan acenteleri de olumsuz etkiledi.

Nihayet son dönemde artan ve daha fazla dillendirilen huzursuzluk, gözleri hükumete ve oradan da meclise çevirdi. Poliçenin içeriği ve neden zorunlu olduğunu bilmeyen insanlar, meclisten çıkan kararında içeriği konusunda herhangi bir fikirleri olmadığından dolayı bunu bir fiyat düzenlemesi gibi algıladılar ve fiyatların düşeceği günü beklemeye başladılar. Ciddi ciddi poliçesini, vadesi gelmiş olmasına rağmen yeniletmeyen insan sayısı azımsanmayacak oranda maalesef.

Peki bu yasa, trafik sigortalarının ucuzlamasını sağlayacak mı? Eğer primler ucuzlayacaksa ne zaman? Bunu anlayabilmemiz için öncelikle Trafik Sigortalarında bu noktaya nasıl geldiğini anlamamız gerekiyor…

Öncelikle bilinmesi gereken konu, Trafik Sigortalarında hasarın ölçümlenmesi diğer branşlara göre çok daha zor. Çünkü poliçe sizinle ilgili değil, sizin karşı tarafa verdiğiniz hasarlarla ilgili. Çoğu kişinin “Benim aracım zaten 10.000 TL, sigorta parası nasıl 1.500 TL olur?” şeklinde yakınmasından, sigortanın içeriği hakkında fikir sahibi olmadıkları bir gerçek! (Senin arabanın Şahin olabilir ama rahatlıkla bir Mercedes’e hasar verebilirsin. Bu durumda sigorta karşı aracın hasarın ödeyecektir.) Diğer taraftan sanılanın aksine Trafik Sigortalarında maddi hasarlara ödenen tazminatlardan ziyade bedeni hasarlar için ödenen tazminatlar önem arz etmektedir.

Geçtiğimiz yıllarda bu branşta söz sahibi olan firmalar eldeki istatistik verilere dayanarak hesaplamalarını buna göre yaparak piyasada rekabet ediyorlardı. Aslında mevcut yasal düzenlemelerin belirsizliği, burada rekabetçi olan firmaların fiyatı sürekli aşağıda tutuyor olması sektörün diğer temsilcileri tarafından da eleştiriliyordu. Nitekim öncelikle SGK paylarının poliçe kapsamına dahil edilmesi ardından buna bağlı açılan davalarda geriye dönük kapanmış dosyaların yeniden açılarak ciddi tazminat rakamlarına hükmedilmesi ve bunların emsal olması neticesinde açılan dava sayısının yükselişi… Diğer taraftan araç değer kayıplarına bağlı yine geriye dönük açılan dosyaların sigorta şirketleri aleyhine sonuçlanması gibi sebepler, bu alanda rekabet eden sigorta şirketlerini çok ciddi zarara uğrattı.

İşte meclisten geçen yasa, öncelikle her dava sonucuna göre değişiklik gösteren hasar ödemelerinin bir düzene oturtulması ve bu konuda mahkemelerden önce muhatabın sigorta şirketleri olmasını sağlıyor. Dolayısı ile sigorta şirketleri artık bedensel hasarlarda ne ödeyeceğini ne kadar ödeyeceğini biliyor olacak. Muhatabın mahkemelerden önce kendisi olması da maliyetleri ciddi oranda azaltacak. Yani özetle sigorta şirketlerinin beklentilerini karşılar bir düzenleme yapılmış oldu.

Ancak bu gelişmelerin fiyatları bir mucize gibi düşürmesini beklemek çok iyimser bir yaklaşım olur. Öncelikle sigorta şirketlerinin ciddi anlamda yazmış olduğu zararları (ki 2015 yılında yaklaşık 2 Milyar TL zarar edildi bu branşta) sindirmesi ve telafi etmesi gerekli.

Bu düzenlemeler ışığında sigorta şirketleri artık hesaplamalarını daha sağlıklı yapabilecek ve buna göre primlerini doğru belirleyerek bu branşta en azından zarar etmeyecek şekilde yollarına devam edebilecekler. Burada özellikle hasar basamağı yüksek olanların fiyatlarında düşüş yaşanacağını düşünmüyorum. Çünkü burada zaten belirlenmiş bir tavan rakamı var. En fazla bu rakamın bir miktar altında fiyatlara rastlanabilir.

Hasar basamağı düşük olan yani hasarsızlık indirimi yüksek olan özellikle hususi araç sahiplerinin primlerinde ise zamanla bir esneme olacaktır. Ancak geçmişten gelen zararları ve yükümlülükleri daha fazla olan şirketler yine de bu esnemeyi temkinli yapmak niyetinde olacaklardır. Burada oyunu bozan, sektöre yeni giren ve bu branşta rekabetçi olmak isteyen şirketler olacaktır. Böyle bir gelişme, trafik branşında özellikle hasarsızlık kademesi düşük olan hususi grupta fiyatları beklenenden çok daha hızlı olarak gevşetebilir. Ancak burada devletin denetim mekanizması mutlaka devrede olmalı ve yeniden yanlış hesaplamalarla prim toplayarak sektörün dengesinin bozulması da engellenmelidir. Keza bu yanlış hesaplamalar bir süre poliçe sahiplerini memnun eder gibi görünse de zamanla batan şirketlerin veya yanlış hesaplama yapan şirketlerin maliyeti yine sigortalılar tarafından ödenmektedir!

Sonuç olarak, beklentiyi çok büyük tutmamak gerekir. Uzun zamandır yanlış fiyatlanan ve son zamanlarda sektör temsilcilerini çok ciddi zarara uğratan zorunlu bir sigortanın fiyatlarının normalleşmesi zaman ister. Bu sebeple biten sigorta poliçelerinin yenilenmeyerek ucuzlamaya yönelik beklentiye bırakılmasını tavsiye etmiyorum. Çünkü hem bu zaman çok öngörülebilir bir zaman değil hem de sigortasız araçla alınan risk tahmin edebileceğinizden çok daha maliyetli sonuçlar doğurabilir.

Gökhan KORUYUCU

 

 

 

 

 

Reklamlar

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası mı, Özel Sağlık Sigortası mı?

ÖSS

Uzun yıllardır hayatımızda olmasına rağmen eğer kurumunuzun size ve ailenize sağladığı bir avantaj değilse bir çoğumuzun bireysel olarak sahip olamadığı ancak her hastane ile işi olanın en az bir kez heves ederek fiyat araştırması yaptığı “Özel Sağlık Sigortaları” maalesef ülkemizde hem sigorta şirketlerini hem de sigortalıları tam anlamıyla memnun edemiyor.

Tabi burada en temel sorun yine sigorta bilincinin ülkemizde olması gereken düzeylerin çok altında olması. Özel sağlık sigortaları da diğer sigorta türlerinde olduğu gibi ihtiyaç olması halinde satın alınamıyor. Diğer taraftan diğer sigorta türlerine göre suistimale en açık sigorta ürünü olması ve yine diğer sigorta türlerinden farklı olarak riski güvence altına aldığı kadar sigortalısına dilediğinde kullanma şansı da veren bir sigorta türü olduğu için sigorta şirketleri için teknik karlılığı da kolay olan bir sigorta türü değil. Yani şöyle düşünün; Kasko poliçeniz aracınızı sadece kaza ve hırsızlık gibi oluşabilecek risklere karşı güvence altına alıyor. Onun dışında arabamdan ses geliyor, ya da bir arızası var gibi sebeplerle servise götürüp kasko poliçenizden ödetemezsiniz. Oysa sağlık sigortasında dilediğiniz zaman “şuram ağrıyor” diyerek tüm muayene, tahlil ve tetkikleri yaptırabilirsiniz.

Özetle sigorta şirketi size özel bir sağlık sigorta poliçesi verdiğinde, ciddi bir risk alıyor. Karşılığında da kısıtlamaları ve ücretleri artıyor. Tabi bunun karşılığında bu bedele katlanarak o poliçeye sahip olan sigortalı da kazandığı her hakkı sonuna kadar kullanıyor.

Neyse, bu yazımda amacım Özel Sağlık Sigortasının içeriği ve detaylarını anlatmak değil. Yıllar süren bekleyiş sonunda nihayet maliyeti son derece yüksek olan Özel Sağlık Sigortalarına alternatif ve fiyat açısından da oldukça cazip görünen Tamamlayıcı Sağlık Sigortasının karşılaştırmasını yaparak, aslında ihtiyacınıza yönelik hangi ürünü tercih etmeniz konusunda size bir fayda sağlamak.

Burada kendimize doğru soruyu sormak ve ihtiyacımızı netleştirmek çok önemli…

  • Özel Hastane seçiminde esnek olmak istiyor musunuz yoksa herhangi bir özel hastane olması sizin için yeterli midir?
  • SGK kapsamında mısınız? Kapsam dışında kalma olasılığınız var mı?
  • Yıllık ayırabileceğiniz bütçe kendiniz için 2.000 TL, aileniz içinse toplamda 5.000 TL üzerinde mi yoksa bu rakamlar size çok yüksek mi geliyor?
  • Doğum ve gebelik giderlerinin poliçe kapsamında olması sizin için ne kadar önemli?
  • Çok sık ayakta tedavi hizmeti alır mısınız? Yıllık ortalama tetkik ve tedavi için ortalama kaç kez doktora görünürsünüz?
  • SGK kapsamında özel bir hastaneden faydalanmak sizi tatmin ediyor mu? Ediyorsa ödediğiniz fark ücretleri size dokunuyor mu?

Bu ve benzeri soruların cevapları aslında sizi doğru poliçeye yönlendirecek. Bunun için her iki sigorta türünün birbiriyle keskin olarak ayrışan yönlerine şöyle bir göz atalım…

Özel Sağlık Sigortaları, kapsamı ve içeriği talebinize göre ayarlanabilen çok daha esnek poliçelerdir. Gitmek istediğiniz doktoru, hastaneyi siz belirleyebilir ve tercihinizi ona göre yapabilirsiniz. Aynı zamanda limitleri de esnektir. İster Yatarak Tedavi ister Ayakta Tedavi dahil paketler alabilir, bunların limitlerine veya limitsiz olmasına siz karar verebilirsiniz. Diğer taraftan bu esneklik poliçe fiyatlarını da aynı oranda etkilemektedir. Poliçeyi ne kadar istediğinize uygun hale getirirseniz fiyatı o kadar yükselecektir. Ne kadar sigorta şirketinin istediği hale getirirseniz fiyatı o kadar düşecektir.

Tamamlayıcı Sağlık Sigortasında ise, arada SGK tamponu vardır. Yani kişi özel sağlık sigortalarında olduğu kadar özgür seçimler yapamaz. Anlaşmalı kurumlardan tutun, uygulanacak tedavi şekline kadar SGK’nın onayı haricinde bir çok şeyden faydalanamaz kişi. Hatta bizzat kişi SGK kapsamı dışında kaldığı an, poliçesi askıya alınır. Dolayısı ile bu güvence, sigorta şirketlerinin karlılığına olumlu etki yaptığından fiyatlar Özel Sağlık Sigortalarına göre çok daha uygundur.

Karşılaştırma noktasında öne çıkan bir önemli unsurda, özellikle kullanıma açık olan Ayakta Tedavi uygulamalarında, Özel Sağlık Sigortalarında sigortalının dahil olduğu %20’lik katkı payı. (%100 ödemeli planlarda var ancak primler çok yüksek olduğu için tercih oranı çok düşük) Bu katkı payı oranı, sıradan bir muayenede çok önemli görünmezken, istenen tetkiklerin (MR, Röntgen, Ultrason vb.) fazla olması durumunda kişiye ciddi bir maliyet doğuruyor. Oysa Tamamlayıcı Sağlık sigortasında sadece devlete katkı payı olan 12 TL (ki bu rakamı devlet belirliyor ve değişebilir) dışında hiç bir katkı payı ödemiyorsunuz.

Şöyle örneklersek daha doğru olacak sanırım;

Özel Sağlık Sigortamı 2.000 TL’ye yaptırdım. Doktora gittim ve doktor beni muayene ettikten sonra kan tahlilleri, röntgen ve ultrason istedi. Ben çıkarken banko da yaklaşık 200 TL katkı payı ödeyebilirim!

Tamamlayıcı Sağlık Sigortamı 600 TL’ye yaptırdım. Doktora gittim ve doktor beni muayene ettikten sonra kan tahlilleri, röntgen ve ultrason istedi. Çıkarken bankoda ödeyeceğim rakam 12 TL’yi geçemez!

Tamamlayıcı Sağlık Sigortasında öne çıkan avantajlardan birisi de TC numarasına sahip ve SGK kapsamında ki her kişiye bu poliçe bireysel olarak açılabiliyor. Yani sizin çocuğunuzda sizden veya eşinizden dolayı SGK kapsamında yer alıyorsa tek başına poliçe yaptırabiliyorsunuz. (minimum doğumdan 3 ay sonra) Bu önemli bir avantaj…

Yine örneklemek gerekirse;

2 yaşındaki çocuğunuza Özel Sağlık Sigortası yaptırmak istiyorsunuz. Özel Sağlık Sigortaları reşit olmayan bireylere tek başına yapılamadığı için (Bazı planlarda 12 yaşına kadar düşürüldü yaş sınırı) kendinizi de dahil ederek poliçeye bağımlı ekletebilirsiniz çocuğunuzu. Bu durumda örneğin 2.000 TL kendiniz için 1.500 TL’de çocuğunuz için yaklaşık 3.500 TL prim ödemeniz gerekecektir.

Oysa Tamamlayıcı Sağlık Sigortasında çocuğunuza tek başına poliçe yaptırabileceğiniz için 500 TL gibi yıllık bir primle bütçenizi diğeri kadar sarsmayacak bir sağlık sigortası yaptırabiliyorsunuz.

Bu iki unsuru göz önüne aldığında özellikle bütçe anlamında Tamamlayıcı Sağlık Sigortası çok büyük avantajlar sunuyor. Ancak bir kez daha belirtmekte fayda görüyorum ki; burada asıl önemli olan beklentinize uygun doğru ürünü seçmeniz.

Aşağıda ki tabloda basit anlamda bazı sorulara karşılık her iki ürünün de karşılaştırmalı cevaplarını tablo halinde paylaştım.

Bunun dışında her tür sorunuz için iletişim bilgilerimizden bana ulaşabilirsiniz. Diğer taraftan Tamamlayıcı Sağlık Sigortası hakkında detay bilgiler, tüm Türkiye deki anlaşmalı kurumlar ve güncel fiyat hesaplaması için şirketimize ait FarkBizden.com adresimizi ziyaret edebilirsiniz…

ÖSS - TSS FARK TABLOSU

Gökhan KORUYUCU

Sigortacılıkta Dijital Dönem…

Digital Business

Uzunca bir süredir, birden fazla sigortacının bir araya geldiği ortamlarda tartışılması kaçınılmaz konuların başında, internet üzerinden sigorta satışının sektöre etkilerinin ne olacağı hususu geliyor. Kimileri zamanla bu değişimin sigorta acentelerini olumsuz etkileyeceğini, kimileriyse zamanla sigorta acenteliğine ihtiyaç kalmayacağını ve bu durumun kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Neredeyse bu konuda olumlu düşünen kimseye rastlamadım. Peki gerçekten öyle mi olacak?

Ben konuya öncelikle geniş bir pencereden bakarak yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Dijital dünyanın her geçen gün daha fazla evin içine girmesi ve hatta bırakın evleri artık bir çok insanın cebine girmesi, sadece sigorta aracılığını değil hemen hemen tüm aracılık faaliyetlerini kökten etkileyecek bir konu. Çünkü dijital, hayatımızı zaten aracıları ya minimize indirerek ya da tamamen devreden çıkartarak kolaylaştırıyor. Dolayısı ile aracılık yapan tüm meslek birimleri bu değişimden etkilenecek, bu kaçınılmaz bir şey. Burada asıl önemli olan hangi aracıların hangi ölçüde etkileneceği…

Genel tüketim malları ve perakende sektöründe bu değişim çok daha hızlı seyrediyor hizmet sektörüne kıyasla…. Ortada sunulan bir mal var, üreticisi ve tedarikçileri belli. Bunu kira maliyeti oluşturan fiziki bir ortamda, işçilik maliyeti oluşturan personel ile müşterilere sunmak varken, aradan bu ciddi maliyet kalemlerini çıkartarak direkt olarak müşteriye sunabilen satıcının avantajı çok büyük. Üstelik birinde müşterinin size gelmesini beklerken diğerinde siz müşterinin bulunduğu her ortamda sergiliyorsunuz tezgahınızı… Bunun yanına stok maliyet avantajını da eklediğinizde fiyatlar zaten çok daha cazip ve rekabet edilemez hale geliyor.

Özellikle dayanıklı tüketim mallarının çok da uzun olmayan bir vadede fiziki mağazalarda satışının tamamen kalkacağını, belki sadece sergi salonu gibi hizmet vereceğini söylemek artık eskisi kadar iddialı bir tahmin değil! I-Tunes mağazalarının bugün müzik ve dvd satışı yapılan mağazalarını teker teker nasıl kapanmaya zorladığı ortada…

Hizmet sektöründe ise durum biraz daha farklı. Çünkü insanlar, talepleri hizmet olduğu zaman kültürel yapılarına göre farklı beklentilere giriyorlar. Örneğin sigorta sektöründe analitik yapıda bir insanın acentesinden beklentileri farklıyken daha duygusal veya konuşkan bir mizaca sahip kişinin beklentisi farklı oluyor. Birisi poliçe deki detayların kendisine eksiksiz anlatılmasını, söylenen her şeyin poliçe de harfi harfine belirtilmesini beklerken, bir diğeri sigortacısının detaya fazla girmeden özetlemesiyle yetinir. Bunun gibi hizmet sektöründe oluşan beklentileri yüzlerce çeşitle örneklendirmek mümkün.

Bu yüzdendir ki internetten sigorta satışına gelişmiş Avrupa ülkelerinde yaklaşımlar çok farklı. Örneğin Fransa’da internetten sigorta satış oranları ile İngiltere’dekinden çok farklı. Hangisinde internet, hangisinde acente daha çok tercih ediliyor sanırım tahmin etmeniz zor değil!

İşte dijital dönüşümün sigorta sektörü gibi hizmet yoğun sektörlerde etkisinin özellikle bizim ülkemizde bu kadar keskin olamayacağı aşikar. Ancak sigortacılık hizmetini sadece fiyat bulma hizmetine çeviren acentelerin sıkıntısı büyük olacak ve bu dijital dönüşüm ilk aşamada onları öğütecektir. Çünkü fiyat teması bir değeri işaret eder ve aldığın ürün aynı ise (trafik sigortalarında olduğu gibi) kişinin burada alacağı hizmeti internet çok daha garantili ve seçenekli olarak kendisine sunacaktır. Henüz bunu hissedemeyen fakat bu şekilde davranan tüm acenteler, yakın zamanda internetin içine doğmuş olan kuşakların okullarını bitirip alım gücüne sahip tüketici konumuna geçtikleri zaman bu gerçekle çok daha hızlı ve acı bir şekilde yüzleşeceklerdir.

Burada sigorta şirketleri içinde parantez açmak istiyorum. İnternetin hızla geniş kitlelere ulaşması ve alım gücüne sahip gençlerin sayısının giderek artmasını fırsat bilip, tıpkı mal/hizmet kavramını ayırt edemeyen acenteler gibi düşünerek ufak hesaplarla büyük paralar harcayıp acenteleri devre dışı bırakmayı planlayan tüm şirketlerin, kısa vadede sadece fiyat üzerinden yürütmeye çalıştıkları stratejiler kendilerini vuracak ve marka değerlerinde onarılamaz hasarlara sebep olacaktır kanaatindeyim. Bence gelecekte sektöre hakim olacak sigorta şirketleri, acentelerini hizmet ağırlıklı ve teknik donanıma sahip acentelerden seçen ve onları bu dijital devrime hazırlayan şirketler olacaktır. Bunun farkına varan şirketler ve henüz fark edemeyen şirketler bugünden kendilerini belli ediyor zaten…

Sonuç olarak, dijital dönüşümün etkisinin hissedilmeyeceği hiçbir alan veya sektör yok, özellikle aracılar için… Ancak bu dönüşümün çarklarını iyi takip eden, doğru partnerlerle yoluna devam eden ve müşterisine kendisi olmadan alacağı hizmetin bir yararı olmayacağını hissettiren hizmet aracıları, dijitalleşmenin nimetlerinden de faydalanarak pazarda oluşan açığı bile kullanarak daha da iyi noktalara gelecektir.

Biz ne dersek diyelim, zaten zaman bize tüm gerçekleri gösterecek….

Gökhan KORUYUCU

Sağlık Sigortaları neydi, ne oldu, ne olacak?

Sağlık Sigortası

Sigorta sektöründe Sağlık branşı uzun yıllardan bu yana, ya kurumsal şirketlerin beyaz yakalı çalışanlarına verdiği bir ayrıcalıktan ya da bireysel anlamda belirli bir gelir seviyesinin üzerindeki elit müşteri kitlesi dışında hizmet vermekten öteye geçemedi. Yüksek primler ödeyen sigortalılar “madem bu parayı ödüyorum bari karşılığını alayım” düşüncesi ile hastane kullanımlarını doğal (!) olarak arttırıyor, buna karşılık teknik anlamda karlılığı düşen ya da zarar eden şirketler bir sonra ki yıl primleri ciddi anlamda yükseltiyorlar. Medikal enflasyonun ve kullanıma bağlı etkiler sebebiyle bu artış bazı sigortalıları devam etmekten caydırırken, kazanılmış hakları olan bir çok sigortalı yüksek rakamlar ödeyerek sigortalarına devam ediyorlar.

Son yıllarda özel sağlık sigortalarında bu kısır döngüyü kırmak ve yüksek maliyetler sebebiyle mağdur olan sigortalılar için sadece yatarak tedavi hizmetlerini ve acil durumları kapsayan sigorta ürünleri iyi bir alternatif olarak sunuldu. Aslında kullanıma bağlı sigorta anlayışından ziyade ihtiyaca bağlı sigorta anlayışı ile sigorta mantığına daha uygun olan bu ürünler, maalesef ülkemizde sigortalanma kültürünün “istediğimde doktora gidemeyeceksem niye para ödeyeyim ki” diyen kesimin fazla olmasının yanı sıra, ürünü alıp sonraki yenileme döneminde hiç kullanmadığı için yaptırmaktan vazgeçenlerin çokluğu sebebiyle fiyatları çok daha uygun olmasına rağmen hedeflenen pazar oranlarına ulaşamadı.

2000’li yıllardan itibaren hükümet politikaları ile insanların devlet hastanelerinden ziyade özel hastanelerde belirli bir fark ücreti ödeyerek hizmet alabilmeye başlamaları ile özel sağlık sigortalarından çıkış daha da çok hızlandı. Özellikle SGK kapsamında yer alan hastalara bu fark ücretleri ile hizmet vermek amacıyla özel olarak kurulan bazı marka hastanelerin ülke çapında sayıca artmasının yanı sıra hemen her il ve ilçenin bu tip hizmet veren özel hastane ve tıp merkezlerinin çoğalması ile özel hizmet çok daha kolay ulaşılabilir hale gelmişken o kadar para verip tamamen özel hizmet almaya artık ne gerek vardı ki?

Ancak hükümetin bu göz boyayan ve oy sağlayan politikasına güvenerek kurulan bu hastaneler, kendilerine SGK tarafından ödenen belirlenmiş fiyat listelerinin yıllarca değiştirilmemesi sebebiyle artan medikal enflasyonunda etkisi ile bu uygulamadan zarar etmeye başladılar. SGK ile yapılan anlaşma, fark ücretlerinin oranını da belirlediği için ciddi sıkıntı yaşayan bu kurumlar geçtiğimiz yıl fark ücretleri oranlarının (SGK payının %200’üne kadar) yeniden düzenlenmesi ile nispeten rahat nefes alırken, bu artışlar fark ücretlerini ödenebilir düzeyden, çok zor ödenir düzeylere çıkardı. Örneğin 3 yıl önce Ankara’da isim yapmış SGK anlaşmalı bir hastanemizde doktor muayene, kan tahlili ve bir görüntüleme hizmeti aldığınızda yaklaşık 80-100 TL arası bir fark öderken bugün bu rakamlar 400-500 TL civarında seyrediyor.

İşte tam bu nokta da hem sektörün büyüyemeyen haşarı çocuğu sağlık sigortaları için hem yüksek primler sebebiyle acı çeken ancak kendisi için değilse bile ailesi için özel sağlık sigortalarından vazgeçemeyen kesim için hem de hükümet politikalarına güvenerek yatırım yapmış ancak artan maliyetler sonrası çare arayan sağlık işletmecileri için harika bir çözüm ortaya çıktı: Tamamlayıcı Sağlık Sigortası…

Sağlıklı bir zemin oluşmadan bu işe girişen bir sigorta şirketimizi saymazsak, tamamlayıcı sağlık sigortalarının aktif olarak kullanılması ve yayılmasının ülkemizde yaklaşık iki yılı var diyebiliriz. Bazı şirketlerimiz bu alanda öncü olarak pazarın çok daha büyüyeceği inancıyla ile vakit kaybetmeden bu alana hücum ederken, bir kısım ise beklemeyi tercih ediyor. Açıkçası bu iki yıllık süreç kullanıcılar açısından memnun kalındığının bir göstergesi ki yenileme oranları ve her geçen gün artan yeni sigortalı sayısı ile önümüzdeki dönemde çok daha geniş kitlelere yayılacağının sinyallerini veriyor.

Ülkemizde sağlık sektörü İstanbul dışında endüstriyel anlamda henüz gelişme aşamasındalar. Ülkenin en büyük iki şehri olan İstanbul ile Ankara arasında nüfus farkı 3 kat iken özel sağlık kurum sayısında yaklaşık 30 kat fark bulunuyor. Çünkü İstanbul dışında bir çok ilde halen devlet hastaneleri iyi hocaları ve imkanları bünyelerinde barındırıyor. Fakat 2000 sonrası politikalar özel sağlık kurumlarının sayısının her geçen gün çoğalmasına ve parayı verenin düdüğü çalarak artık iyi hocaları da kendilerinde bulabilmenizi sağlıyor. Bu aslında sosyal açıdan ciddi bir sorun ancak önüne geçilmesi artık pek de mümkün gözükmüyor.

Dolayısı ile sağlık sigortaları önümüzdeki dönem için farklılaşan alternatifleri, sağlık sektörünün rekabeti ve daha önemlisi özel hizmete öyle ya da böyle bir şekilde alıştırılmış kesim sayısının gün geçtikçe artması sebebiyle büyümeye çok açık bir alan olarak bizlere göz kırpıyor. Bizim gibi sektör aracıları ise, gelecekte var olmaları için sağlık sigortalarının önemini fark ederek kendini bu branşta geliştirebilenler ile “ne olacak bu trafik sigortalarının hali” kısır döngüsünden kurtulamayanlar olarak ikiye ayrılacakları ortadadır. Tabi yüksek ihtimal, geleneksel yolu tercih edenlerden ileride “mazi” olarak bahsediyor olacağız…

Tamamlayıcı Sağlık Sigortaları ve Özel Sağlık Sigortaları arasında ki farklar ve hangisinin hangi müşteri için uygun olduğuna dair fikirlerimizi bir başka yazımızda paylaşıyor olacağım.

Gökhan KORUYUCU

Sektöre dair bir deneme…

Ülkemizde parayı sermaye olarak yatırıma çevirmek yerine başkalarına (bankalara) vererek çok para kazanıldığı dönemlerde sigortacılık en gözde mesleklerden biri haline geldi! Öncelikle sigorta şirketleri mali kârların tadından, teknik kârlılığa vermeleri gereken önemi hep ertelediler. Hasarın ne önemi vardı ki, bu kadar paranın toplanıp daha çok paraya çevrildiği bir yerde…

Meşhur deyişle özetlemek gerekirse İmam-Cemaat ilişkisinde olduğu gibi acentelerin bir çoğu da bu yapıya kendilerini kaptırdılar ve müşterilerden alınan paraların sigorta şirketlerine geçene kadar ki sürede kazanılan paranın tadını çıkardılar doyasıya. Bu tadın farkına varan ve sigortacı olmaktan ziyade komisyoncu olmayı benimseyen sigorta acentelerinin sayısı hızla arttı. Sigorta Şirketleri de, acentelerde ve hatta müşterilerde hayatlarından çok memnundu…

Fakat gün oldu, devran döndü ve artık paranın durduğu yerde (zamanda) para kazandırdığı günler, yerini reel yatırımlarla kazandıran günlere bıraktı. Tabi sigorta sektörünün yatırımı deneyim ve uzmanlık olduğu için bu dönüşüm şirketleri yavaş yavaş kendine getirmeye başladı. Rafa kaldırılan teknik kâr hesapları yeniden gündeme gelmeye başladı. Bu dönüşüm süreci bir çok şirket Ceo ve üst düzey yöneticisinin kellesini alırken acentelerde kan çok daha fazla aktı. Finansal dönüşümünü değiştirmeye gücü yetebilen acenteler, bu dönüşümde ayakta kalamayan acentelerin müşterilerini de bünyelerine katarak yaşama tutundular.

Gerçek müşteri rekabeti, sigorta şirketlerinin (yasal düzenlemelerin yetersizliğinde etkisiyle) teknik kârı yüksek ürünler başta olmak üzere içeriye para akışı sağlayacak cazip komisyon oranlarıyla sektörde yeni bir bahar dönemini getirdi. Bunun yanı sıra özellikle zorunlu sigortaların serbest tarifeden fiyatlandırılması ile artan prim tutarları bu acentelerin müşteri sayısını arttırmadan nasıl büyüdüklerinin yanılgısında sarhoş olmalarına sebep oldu. Tabi bu arada kendini satış aşamasında sevimli göstermek için bu rekabette şuursuzca müşteri kapma yarışına giren “şövalye” şirketlerin acenteleri bu sarhoşluğa çok daha fazla kapıldılar. Bu rüyaya kendini kaptıran acentelerin durumunu da gördük ve görmeye devam ediyoruz…

Şimdi ki tehdit ise sigortacılığın, bir çok sektörü de tehdit eden dijital dönüşüm karşısında dayanıp dayanamayacağı… Bunu da zaman bize gösterecek ama bu konuda ki fikirlerimi ayrı bir yazımda paylaşacağım.

Sonuç olarak özetlemek gerekirse, bu ülke de levhaya kayıtlı acente sayısı 15.000 rakamının üzerinde ve büyük ya da küçük hangi acenteye dokunsanız şikayet ve serzeniş dinliyorsunuz. Açıkçası Perspektif Sigorta olarak biz bu mücadelenin bize güç katacağını düşünüyor ve sektörün handikaplarını doğru çözümler, değişime göre dönüşüm sağlayarak sektörde uzun soluklu ve kalıcı bir marka olmayı hedefliyoruz.

Ünlü siyasetçi Muharrem İnce, geçtiğimiz yıllarda katıldığı bir tartışma programında (kendisine ait olup olmadığını bilmediğim) çok güzel bir cümle kurmuştu:

“Değişimin arkasında kalırsanız sürüklenirsiniz, değişimin ortasında olursanız izlersiniz, değişimin önünde yer alırsanız lider olursunuz ama değişimin karşısında durursanız ezilir, yok olursunuz”

Perspektif Sigorta olarak bunu ilke edindik ve kendimizi her yeni güne ilk günün heyecanı ile başlıyor sürekli kendimizi güncellemeye çalışıyoruz. Müşterilerimiz ise bu değerin temelini oluşturuyorlar…

Gökhan KORUYUCU